Markalara Emanetiz

Biyogüvenlik teriminden, bu dersi almamış pek çok kişinin haberi yok. yani toplumun %99 unun.
Biyogüvenlik içinde biyolojik proses geçen ya da biyolojik varlıklarla temas eden her türlü üretim ürününün sağlığa, çevreye vb… zarar verip vermemesini veya zararların kontrol altında tutulmasını sağlayan, aslında biyolojiden ayrı bir bilimdir.

bu mantıkla ilk akla gelen gıda sektörü oluyor. yediğimiz içtiğimiz her türlü dışardan aldığımız besin maddesi aynı güvenlik kapsamında değerlendirilmelidir. ilk okulda herkese öğretilen son kullanma tarihi kavramı bunun en basit bir örneğidir. halbuki son kullanma tarihi sadece bir etikettir.

 

 

tüketici olarak çokta bir seçeneğimiz yok aslında. zaten marketten markalı, son kullanma tarihi geçmemiş ürünler alıyoruz. hatta fiyatı daha yüksek olan kaliteli bildiğimiz markaları alıyoruz. ama hiç birimiz “bu markanın biyogüvenlik kavramıyla arası nasıldır?” diye sormuyoruz. malın kalitesine bildiğimiz geleneksel yöntemlerle bakıyoruz. sararma, solma, kokma, buruşma vs… ama paketlenmiş gıdanın içinde acaba önceden konulmuş ya da sonradan oluşmuş bir kimyasal ya da biyokimyasal toksik etkisi olan madde var mı yok mu? varsa miktarı ne kadar, tehlikesi ne kadar?

 

sonuçta tüketiciyiz. markaların insafına kalmışız. denetim yapma durumumuz yok. devletin bu konuda yaptırımları elbette mevcut ama bunlardan kaçmak çok zor değil. çünkü marketler sadece satışı hedefliyor. ne yapılması gerekiyor peki?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir