Diyarbakır escort bayan

Biyosensörlerin Uygulama Alanları – 5

Askeri Savunmada Biyosensörler

Biyolojik savaş ajanların (BSA) tespitinde biyosensörler, çok yoğun olarak kullanılır. BSA, 11 Eylül saldırıları sonrası artık korkulan bir saldırı türü olmaya başlamıştır. 1995’de Tokyo’da şarbon saldırısından sonra, 11 Eylül saldırılarında da yine şarbonlu mektuplar ortaya çıkmıştır. BSA’ların tespitinde kullanılan biyoreseptör moleküllerin pek çoğu, ya analitin yüzeyine bağlanan antikor veya BSA’nın genetik materyaline bağlanan nükleik asit türü moleküllerdir.

DNA sensörleri çeşitli kimyasal ve biyolojik silahların tayinine yönelik yeni yöntem geliştirme çalışmalarında yer alır. Son yıllarda çeşitli ülkelerin biyolojik silah amaçlı kullandığı, genetik olarak modifikasyona uğramış mikroorganizmalar, elektrot yüzeyine tutturulan ve o mikroorganizmayı temsil eden prob dizi ile hibridizasyonu sonucu, modifiye edilmiş ve doğal olarak bulunan mikroorganizmaya ait alınan sinyal farklılaşmasından yola çıkılarak tespit edilebilir.

Diğer yöntem ise güvenilir, yanlış ve negatif sonuç vermekten uzak, özgün, hassas, kullanımı kolay, hızlı cevap vererek ideal sensör olma özelliklerini taşır. Bu tip ilk ticari biyosensör BioVeris, Response Biomedical Corporation ve QTL tarafından piyasaya sürülmüştür. QTL’ın ürettiği biyosensör, bir dizüstü bilgisayar kadar küçük ve hafiftir. Kartuşlar cihaz üzerine kolayca yerleştirilmekte ve sonuç, 10 dakika içinde alınabilmektedir.

Kaynaklar Lütfen Login yada Register gizli linkleri görebilmek için

Rıdvan

Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Doktora yapmakta.

Biyosensörlerin Uygulama Alanları – 5” için 7 yorum

  • 17 Nisan 2012 tarihinde, saat 12:24
    Permalink

    11 eylülüln tamamen komplodan ibaret olduğu artık tamamen ortaya çıktı. bu nedenle bu yazıyı revize etmek gerek

    Yanıtla
  • 22 Nisan 2012 tarihinde, saat 11:36
    Permalink

    Bijolojik saldırıların en kötü yanını senin bilmen gerekir rıdvan dersini bile aldınız etki çapının bilinememesi karşı müdahalede bulunmayı neredeyse imkansız hale getirir.

    Yanıtla
    • 22 Nisan 2012 tarihinde, saat 15:59
      Permalink

      Etki çapını biyosensörler ile belirleyebilirsin gibi geliyor bana. Tabii ki etki sınırını tam belirleyemezsin. Ama bu ne kadar gerekli?
      Belirledikten sonra izlenecek yöntem daha önemli gibi geliyor bana. Tedaviye yönelik aşı var mı? Antibiyotik mi kullanılacak? Bir türde etki olan bir aşı aynı türün genetiği değiştirilmiş olanına karşı aynı etki gösterebilecek mi?
      Sence bir biyodetektör geliştirmek mi yoksa bir aşı, ilaç geliştirmek mi daha uzun zaman alır?
      Bence biyolojik savaşın önemi bu yanıtta. Tabi bu düşüncem doğru olmayabilir 😉

      Yanıtla
  • 18 Mayıs 2012 tarihinde, saat 05:10
    Permalink

    admin, 11 eylul belki yalan ama sarbon yeterince gercek 🙂 bana gore, biyolojik veya kimyasal bir saldiriyi tespit etmekten belki daha onemli olan sey korunma tedbirleridir. insanlarin icme suyu ve yiyecek kaynaklari basta olmak uzere, kullandiklari herseyde tabiri caizse kitabina uygun kontroller yapmak ve muhtemel sizintiya karsi biyolojik ajanlari imha edecek tedbirleri duzenli olarak uygulamak gerek. ya da benzer olarak, bir savas esnasinda surekli olarak kontrol/karsi tedbir uygulamasi yapilabilir. tabi bu surekli dongunun lojistik ve ekonomik boyutunu gozardi ediyorum 🙂 biyosensorlerin buradaki rolu bu kontroller sirasinda tespiti yapmak ve ayrica bir saldiriyi, saldiri ajaninin konsantrasyonu artmadan haber vermek olabilir. yani (cihazin hassas olmasi sartiyla) bir nevi erken uyari gorevini yapiyor biyosensorler. ama yazinin basinda bahsettigim korunma tedbirleri (kontrol ve karsi tedbirlerden farkli) olmadan insanlari korumak zor olabilir 🙂 yaziyi bitirmeden sunu da soylemek gerekir ki, bu tur saldirilarin amaci sadece insanlari oldurmek degildir. klasik olarak bir ornek verirler: nufusun onemli bir bolumu bir hafta hasta olsa (oldurucu olmasina gerek yok) ya da bir askeri birligin icme suyuna uyusturucu turu halusinasyona neden olan bazi maddeler katilsa ya da bu birlik bir biyolojik ajanla yerinden kipirdayamayacak hale getirilse ne olur? ilaciniz olabilir ama yetecek mi? asiniz olabilir ama bilinmeyen bir ajan buna neden oluyorsa? biyosensorun onemi bu noktada cok buyuk bence. cunku mesela ajanin etkin hale gelmesinden birkac dakika once yapilan bir erken uyari insanlarin maske takmak veya siginaklara gitmek veya evlerine kapanmak gibi (bu onlemlerin ne kadar etkin oldugunu bilemem) tedbirler almasina ve sonucta saldirinin etkisinin azalmasina neden olabilir. ve alarm durumu gecene kadar soz konusu ajan etkisini yitirebilir ve/veya durum kontrol altina alinabilir. iste bu etkisiz hale getirmek ve durumu kontrol altina almak noktasinda ilac, asi ve diger kimyasal madde kullanimi devreye giriyor. ayrica unutmamak gerek ki, cevre kosullari cogu ajanin etkisini kisitlar veya engeller. saldirida kullanilan ajanin uygulanma sekli de savunma konusunda onemlidir. isin bir baska boyutu, onceden hedef kitleye ulastirilmis “uyuyan” bir ajanin daha sonra etkinlestirilmesi turu daha sofistike saldirilardir. her neyse, zaten bu laf kalabaligi arasinda sizin soylediginizden cok da farkli birsey soylemedim. ama konuyu kendimce daha genis aciklamaya calistim. zaten konu hakkinda cok fazla bilinmeyen var ki bu da normal. biyolojik silahlara bosuna fakirin nukleer silahi dememisler 🙂 bu arada etki capindan kastiniz nedir o kismini anlayamadim?

    Yanıtla
    • 18 Mayıs 2012 tarihinde, saat 13:01
      Permalink

      Etki çapı silahın ne kadarlık bir alana etki gösterdiğini belirtiyor. Mesela bir el bombasının etki çapı bir füzeye kıyasla çok küçük kalırken bir atom bombasının etki gösterdiği alan diğerlerine oranla daha büyüktür. Lakin etki çapı en geniş olanı zannedersem bu biyolojik ajanlar. Mesela bir veriye göre:
      1 megaton nükleer bomba, 300 km2’lik alandaki insanların % 90’ını öldürür.
      15 ton kimyasal silah 60 km2’lik alandaki insanların %50’sini öldürür.
      10 ton biyolojik silah 100.000 km2’lik alandaki insanların % 25’ini öldürür, % 50’sini hasta eder.

      Yanıtla
      • 24 Mayıs 2012 tarihinde, saat 08:41
        Permalink

        aslinda yine uzun bir yorum yazacaktim ama sildim, ilerde yazmayi dusundugum yazi icin tehlikeli olabilir 🙂 kisaca soyle soyleyeyim. nukleer, kimyasal ya da toksin gibi biyokimyasal saldirilar icin ve havadan yayilma durumunda, saldiri basariliysa yukaridaki olcu belki dogru olabilir ama bulasici hastaliga neden olan bir biyolojik saldirinin etki alani potansiyel olarak tum dunyadir; yukarida bir arkadasin belirttigi uzere yayilmanin nerede duracagini bilemeyiz. yer sekilleri ve hava kosullari, ayrica alinan tedbirler, beslenme durumu ve uyari zamani gibi faktorler bu cap meselesini ve/veya saldiran tarafin belirledigi hedefe ulasip ulasmamasini etkiler (biyolojik ve kimyasal silahlar icin).

        Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

türk porno porno izle mersin escort adana escort adult forum istanbul escort hatay escort bayan escort istanbul escort bodrum escort eskisehir escort porno indir escort istanbul

mecidiyeköy escort

Diyarbakır escort bayan