Biyomühendislik ve İnovasyon

İnovasyon nedir? 

İngilizce “innovation” kelimesinin türkçe söyleniş şekli inovasyondur. tr.Wikipedia.org’da ki tanımı şöyledir:

“İnovasyon, yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet), veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin; ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır.”

Bundan sonra hemen ar-ge tanımının verilmesi gerekmektedir, yine Wikipedia ar-ge için şöyle demiştir:

“Araştırma ve geliştirme (veya kısaca Ar-Ge) OECD tarafından, “bilgi dağarcığını artırmak amacıyla sistematik olarak sürdürülen yaratıcı çalışma ve bu bilginin yeni uygulamalar bulmak için kullanılması” olarak tanımlanmıştır. Araştırma ve geliştirmenin üç bölümü vardır:
Temel araştırma
Uygulamalı araştırma
Deneysel geliştirme”

İnsanın öğrenme ihtiyacı hareket etmesinden gelir, hareket isteği de ihtiyacını karşılamak zorunluluğundan gelir. Bu karışık cümle bilmek ve kullanmak arasındaki döngüyü anlatmaktadır. Bilmek ar-ge, kullanmak inovasyon olarak düşünülebilir.

İnovasyonun ar-ge’ye en çok yaklaştığı yer deneysel geliştirme ve uygulamalı araştırma ar-ge’si olsa gerektir. Burada anahtar kelime, inovasyonun piyasaya oynama sürecini içerme özgünlüğüdür.

Neden inovasyona ihtiyaç duyulur?

Bu sorunun cevabını yazının tamamını okuyunca alacaksınız ancak bu başlıkta şunları diyebilirim, toplumda bireyler çeşitli meslek gruplarına ayrılarak, tüm toplumun ihtiyaçlarını karşılayan bir süreç içerisinde çalışmaktadır. Bu süreç ticareti doğurmuştur. Ticarette alınan-satılan-el değiştiren mal, değer taşıyan ve karşılığında para verilen şey demektir. İnovasyon öncelikli olarak toplumun ihtiyacını, toplumun bilgi arşivinden çıkardığı tecrübeleri değerli bir ürün olarak topluma geri sunması yönüyle bilimsel bir ihtiyaçtır. İkinci olarak ise ticaretin devamlılığını sağladığı yönüyle ekonomik bir ihtiyaçtır.

Ar-ge mi inovasyon mu?

Ar-ge her zaman gerekli değildir, inovasyon her zaman gereklidir. Ar-ge’nin fazla yapılması israfa neden olur ancak başarılı bir inovasyon her zaman kar getirir. Zaten bana göre inovasyon; ar-ge’nin az veya çok olmadan başarıya ulaşmış ve tam yerinde yapılmış şekline denilmelidir. Bir örnekle, burada 100 bilim adamı olsun, 100 bilim adamı da cam malzeme bilgisini geliştirmek için çalışırsa çok açık bir şekilde cam denen malzeme laboratuvarda bir deney adı olarak kalır. Bunlardan 50 tanesi cam üretme yöntemlerini geliştirmek için ar-ge yapsa, 50 tanesi üretilen malzemenin insan hayatında nasıl kullanılacağını bulmaya çalışsa, cam artık bir sektör haline gelir. Ancak 90 tanesi de cam malzemesini üretmek üzerine çalışırsa sistem “aşırı yükleme” hatası verir. Üretilen iyi malzemenin değeri olmaz, cam üretim bilgisi değersiz hale gelmeye başlar. Fakat 100 bilim adamı da var olan malzeme bilgisi ile insanların kullanabileceği ürünler üretiyorsa kısa vadede bu sisteme bir zarar vermez. Daha sonra ortaya çıkan bilgi açlığı tam yerinde yapılacak ar-ge’lerle giderilebilir. Dolayısıyla ar-ge’siz sistem bir süre kendini götürebilir ama inovasyon olmadan çok kısa sürede tükenir (Bu oranlar tabiki değişir verdiğimiz misal çok basit bir benzetmeydi.). Hatta bilgi birikimi sıfır bile olsa inovasyon gereklidir, çünkü inovasyon insanların kullanmasıdır, ar-ge bilim adamlarının bilgi toplamasıdır. İnsan bebeklik döneminde önce inovasyon yapar sonra öğrenir. Kendinizi düşünün, önce ezberleyip sonra anlamadınız mı? En iyi öğrenme şekli bire bir taklit hareket etmek değil midir?

Mühendislik ve inovasyon

Mühendis üretim yapan özel bir şirkette çalışıyorsa inovasyona yönelik, bir eğitim veya araştırma kurumunda çalışıyorsa ar-ge yapar diye düşünebilirsiniz. Ancak düz mantıkla , mühendisin görevi inovasyon, temel bilimcinin görevi ise ar-ge yapmak olarak gözükmektedir. Bu yazıda hiç bahsetmediğim inovasyonun alt dalları ve türleri vardır. Gerçekçi olmak gerekirse inovasyon yapmak için mühendis olmak gerekmez. Ancak bakış açımızı neye göre sınırlandırdığımıza göre değişen bir gerçekliktir bu, belki inovasyonun kendisi de bir ar-ge süreci içerir, belki ar-ge üzerine hiç bir katkı yapmadan ticari bir ürün olarak sonuçlanacaktır. Belki sadece tavuğun çıkardığı yumurtayı satarak inovatif (‘innovation’ yeni  olabir şey ticarileştirme olarak çevirilirse, inovatif, yenilik satan gibi bir şey olur) olup zengin olursunuz, belki yapay bir yumurta yaptırıp satmaya çalışarak… Sonuçta mühendis hızlı düşünen, piyasayı yüzeysel olarak bilen, gerektiğinde derinlere girip çıkabilen, ihtiyacı gören ve ar-ge uygulayıp inovasyon yapan kişidir. Mühendisin kapasitesi, kabiliyetleri, bilgeliği önemli değildir, mühendis bahsettiğim karakteri taşıyan kişidir.

Biyomühendisliğe olan ihtiyacın tanımlanması

Biyomündis, biyoteknolojinin hem ar-ge’sini hem de inovasyonunu yapar. Bir fizikçi, kimyacı, elektronik mühendisi, makine mühendisi, genetik mühendisi, çevre mühendisi 10 zahmetle biyoteknoloji ar-ge ve inovasyonunu yaparsa, biyomühendis bunu 1 zahmetle yapmalıdır. Çünkü biyomühendislik eğitimi ve eğilimi fizik, kimya, tıp (tanıma araç ve gereçleri, ilaç, cihaz, tedavi edici madde, tedavide kullanılan malzemeler gibi), elektronik, makine ve çevreyle tanışık bir bilim uygulayıcısı yetiştirmek amacını taşır. Bu uygulama öncelikli olarak biyoteknoloji alanında  yapılır. Uygulama için saydığım alanlardan birinde derinleşen bir ar-ge’ye gidilmesi gerekebilir, uygulama sonucunda yeni bir ürün ticarileştirilir, yada eski bir ürün daha verimli hale getirilir.

Yukarıda tıp konularını parantez içerisine yazdım ki tıp eğitimi alarak doktor olan bir kişinin var olan durumda eğitimini almadığı ve çok az bilgi sahibi olduğu tıp alanlarını belirttim. Bu alanları bir kimyacı veya fizikçinin doldurması için bir biyomühendisten 10 kat daha fazla zahmet çekmesi gerekir (eğer klasik bir fizik veya kimya lisans eğitimi aldıysa). Biyomühendis ise aldığı lisans eğitimiyle yönünü belirler ve o yönde çalışmaya başlayarak kişisel ar-ge’sini daha kısa sürede tamamlar.

Biyoteknoloji alanında var olan ihtiyaçlar ya  temel eğitimlerin ve elektronik, makine gibi mühendisliklerin klasik eğitimden çıkıp bu alana yönelerek, bu alanla yakından ilgili ders ve laboratuvarlarla eğitim vermeleriyle karşılanabilir, yada biyomühendislerin mezun olur olmaz yerlerini bulup çalışmalarıyla karşılanabilir. Birinci durum her yerde mümkün olmamaktadır ki zaten böyle bir eğitim modeli çok verimli olamaz, ancak ikinci durumda da bir kafa karışıklığı doğmaktadır, herşeyden az az bilen birisi hiç bir şey bilemez ki? Aslında bu bir yanılgıdır, hiç kimse bilim adamı olarak üniversiteden mezun olmaz. Daha sonra kendisini geliştirir. Ve gördüğüm kadarıyla dünya da ve ülkemizde biyomühendis mezunlarının kendilerini geliştirebileceği yerler mevcut. Azdır veya çoktur bu önemli değil. Önemli olan biyomühendislik öğrencisinin bilinçli olarak kendini yetiştirmesidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göztepe Escort